Sohbet- Chat sohbet odaları Farket.Net

Camda Cinsel Sohbet

  • 2 hafta önce, aLSanCak tarafından yazılmıştır.
  • 0 Yorum
  • Genel

Seks ve ölüm genellikle bize bağlı değildir: Nadiren bunları se­çebiliriz, yakamızı sıyırmamız ise imkânsızdır. Daha çok, o ol­madan var olamayacağımız temel bağımlılığımızı gösterirler. Yaşamak, bağımlı olmaktır: kendi bedenine, dolayısıyla dün­yaya; kendine, dolayısıyla diğerlerine. Doğmayı ölmeyi, bir vü­cuda, özellikle şu vücuda sahip olmayı (ben olmayı), bir cinsel sohbet organa sahip olmayı ve özellikle de şu organa sahip olmayı seç­medim. Hep dendiği gibi, yapacak bir şey yok. Transseksüeller ve hadımlar bile bundan sıynlamaz – başka türlü yapmak ya da onsuz yapmak da onu kabullenmenin bir biçimidir. Bu bakım­dan seks ve ölüm olumsallık (yaşamak ve kendi olmak) kadar zorunluluğa (ölümlü ve eşeyli olmak) da temas eder. Birinci te­kil kişiye özgü bir kader gibidir. Geriye onu yaşamak, üstlen­mek, nihayet mümkünse ondan bir özgürlük payını ele geçir­mek kalır. Kimse doğmayı seçmez; eli ayağı yerinde hiçbir ye­tişkin bunu seçmeden yaşamaya devam etmez. Hiç kimse bir cinsel organa sahip olduğu için suçlu olmadığı gibi, cinselliğiy­le tümüyle masum da değildir.
Ölüm konusunda filozoflar, onu abartılı bir şekilde asıl nok­ta haline getirmekte kolaylıkla anlaşıyorlar (“felsefe yapmak,
ölmeyi öğrenmektir”) camda cinsel sohbet konusunda ise sıklıkla daha ihtiyatlı, daha dikkatli, hatta açıkça ketumdurlar. Onda ya da bizde aşın taşkınlık, aşın körlük, aşın egoizm, aşın doymazlık, aşırı şiddet, belki aşın budalalık. Bu bizim karanlık yanımız. Aydınlanmacılan korkutur.
Filozofların ketumluğu
Şu veya bu filozofta bulunan, özellikle dinî esinli sayısız kına­ma üzerinde durmuyorum. Başlarda Eros’a ve özellikle tinsel kaldığı sürece oğlancılığa karşı son derece hoşgörülü olan Pla­ton bile yalnızca kösnül hazlara yönelen “bayağı Afrodit”e kar­şı katı olduğu izlenimini verir. “Göksel Afrodit”in yüce gerek­lerine boyun eğmediğinde, olduğu şekliyle cinselliği mahkûm etmek anlamına gelir bu (daima platonik olmasa da, Platoncu aşk). Şölen’deki ya da Phaidros’taki önce hafif olan bu eleştiri zaman içinde giderek sertleşir, öyle ki Yasaîar’da bir tür püri- tanizme varır. kemaralı Cinsel sohbet arzu? “Ölçüsüz bir ateş”tir: “Nice insanı nice büyük acılara” atar ki dikkatli olmakta fayda vardır. Ken­dini ona bırakan, göz diktiğinin ya da “sevdiğinin ruhuna hiç saygı göstermeden, arzusunu doyurmak ister yalnızca”. Cin­selliğe aşkta hak ettiği yer verilsin, kabul. Vücudun ısınması ve gevşemesi gerekir. Türün ya da ulusun devam etmesi gerekir. Ama bu doğaya uygun (bu, homoseksüelliği dışlar) ve evlilik çerçevesinde olmalıdır! Zaten, bu şekilde baskılanmış da olsa cinsellik, yaşlanan Platon’un gözünde iyiden çok, daha az kötü olarak kalır: Sevgili için, “iffetli sevdiğiyle her zaman iffetli bir şekilde yaşamak” daha iyi olacaktır.
Aziz Augustinus’a ne demeli? Büyük deha ve neden bahset­tiğini bilen (Hıristiyan olmadan önce sefihti), İtiraflardın yaza­rı cinsellikte “pislik” ve “sefihlik”, “kösnül karanlık” ve “al- çaltıcı ahlaki düşkünlük”, “çürüme” ve “kirli et arzusu”, genç Augustinus gibi kendisine teslim olanları “şeytani haz” ve “günah uçurumuna” dalmış “tiksinç ve alçak” bir varlık ya­pan “hassas varlıklara sürtünme sefil ve ateşli isteği” dışın­da bir şey görmez. Bunca nefret neden? Çünkü şehvet günah­tan doğar ve onu daha da büyütür, diye açıklar Aziz Augusti­nus. Adem ve Havva, ilk günahtan önce, gerçekten de karga­şa ve göz dikme olmadan, fiziki olarak da dahil “iffetli bir aşk­la” birleşebilirdi: “İstençleri yetiyordu, hazzın cazibesi ruh ve bedenin değişmez dinginliğini hiç bozmuyordu”. Ereksiyon bile o zaman bugün olduğu gibi “haz isteğine” değil, “istencin kararına” boyun eğiyordu. Masumiyetle birlikte bu dinginliği de yitirdik: “İnsan doğasının itibarını zedeleyen”16 ve Tann’nın lütfü olmadan, “şehvetin yapışkanından” kopmamızı imkân­sız kılan bu libidoya (Aziz Augustinus cinsel arzuyu belirtmek için bu sözcüğü kullanıyordu) tutsak olduk. Evlilik dahi on­dan yakasını sıyıramaz: Bekâret daha iyidir, cinsel sohbet sitesi perhiz da­ha iyidir ve “evlilik ödevi” (çocuk yapmak için değil de) “şeh­veti tatmin etmek için” yerine getirildiğinde, eşler arasında da­hi “bir günah” olarak kalmaktadır – bu, “hafif günah” sayıl­makla birlikte, düşüşten itibaren doğamızın sapkınlığını daha az gösteriyor değildir.
Sofu iffeti mi? Dine dönenin nedameti mi? Piskopos hidde­ti mi? Bu karikatürümsü düzeyde, kuşkusuz öyle. Ama cinsel­lik yalnızca dindarlan huzursuz etmemektedir. Benim gözde fi- lozoflanm bile ona kuşkuyla yaklaşmaktadır. Ilımlı ve ihtiyat­lı Epiküros onda kuşkusuz doğal ama zorunlu olmayan bir ar­zu görmektedir (bu arzuyu tatmin etmeye çalışmadan yaşana­bilir ve hatta mutlu olunabilir). “İnsan ondan zarar görme­den kurtulursa kendini mutlu saymalı!” diyordu. Bununla birlikte pek ahlak dersi vermeyen Spinoza daha hevesli değil­dir. (Genellikle “şehvet” ya da “cinsel istek” olarak çevrilen) Libido nedir? “Vücutlann birleşmesi arzusu ve aşkıdır” (cupi- ditas et amor in commiscendis corporibus”) , bir başka deyişle cinsel birleşme (coeundi) arzusu ve aşkıdır. Bu libido, tümüy­le mahkûm edilmemekle birlikte, Etik’te en hafif deyişle pek öne çıkarılmaz (oysa “ruhun gücünü” gösterdiğinde iffetlilik öne çıkarılmıştır) ve evliliğin kendisi ancak üremeyi, ardından da çocuklann eğitimini hedefliyorsa ve kadın ile erkek arasın­daki aşkın, yalnızca güzelliklerinden çok eşlerin “iç özgürlüğü­ne” borçlu olması şartıyla akla uygundur, diye belirtir Spino­za. Bu son noktada Spinoza’yla hemfikirim. Ama sonuçta bu bize cinsellikle ilgili fazla bir şey öğretmiyor. Aynı yazar, T rait e de la riforme de Ventendement adlı yapıtında, ruhun “bir başka iyiyi düşünmeyi en üst noktada engelleyen” bir kösnül arzu ve “cinsel hazzı” takip eden “aşın hüzün” tarafından ele geçiril­mesinden bahsediyordu. İlk nokta daha fazla geliştirilmeyi hak ediyordu; İkincisi ise çok iyi bilinen ve oldukça tartışılır klişeyi pek aşmamaktadır (“Post coitum omne animal triste”). Cinsellik ve Spinoza daha iyisini hak ediyordu.
Montaigne, hazdan acısızlığa
Seksten olması gerektiği gibi, ona uygun düşen şevkle, neşey­le, derinlikle, özgürlükle, açık görüşlülükle ve neşeyle bahse­den, bildiğim neredeyse tek kişi Montaigne. “Organlarımın her biri, diğerleri kadar bana aittir; ama hiçbiri beni bu organım ka­dar tam erkek [kadın] yapmıyor.” Çünkü, İskender’in görmüş olduğu gibi, bizi tanrılardan ve bir cinsiyeti diğerinden ayınr. Doğa erkeklere “dik başlı ve zorba bir uzuv”, kadınlara “doy­mak bilmez ve kör bir hayvan” vermiştir, her ikisi de “besini za­manında verilmezse çılgınlaşır”. Bunları tatmin etmeyi reddet­mek neden? Bir yetişkin için, zırh taşımak bakireliği taşımaktan daha kolaydır; iffetlilik antların en zorudur; iktidarsızlık “çok büyük bir yaradır”. Montaigne’de sahte bir iffet hiç yoktur:
“Bu kadar doğal, bu kadar gerekli ve bu kadar meşru cinsel ey­lem, hakkında utanmadan konuşmaya cesaret edemeyecek ve ciddi ve derli toplu sohbetlerden dışlanacak kadar erkeklere ne yapü ki? Korkusuzca söylüyoruz; öldürmek, çalmak, iha­net etmek sözlerini söylüyoruz ve bu eylemden fısıltıyla bile söz etmeye cesaret edemiyoruz.”
Yine de cinsellik kesinlikle bir diğeri gibi bir konu değildir! “Ağzı hayli bozuk” Montaigne dahi davranışlarında oldukça edepli, hatta çekingen olduğunu itiraf eder. Bu “utangaçlık” ya da edep neden? Eğitiminden ötürü mü? Kuşkusuz. Ama ay­nca çünkü “geleneğimizin kapalı olmasını buyurduğu uzuvlar ve eylemler”, bize boyun eğmediğinden öncelikle bizim ol­mayan ve yine de bizi tümüyle ele geçiren bir gücü açığa çıka- nrlar bizde. Bu bakımdan cinsel organ sıradan bir organ değil­dir. Spinoza’nm da belirteceği gibi zihni ele geçirme ve böyle- ce onu küçültme gibi eşsiz bir yetiye sahiptir ve onu daha fazla büyülediği ölçüde bu artmaktadır:
“Hayvanlar gibi biz de yiyip içiyoruz ama bu yine de aklımızın görevini yerine getirmesini engellemiyor; onlann üzerindeki üstünlüğümüzü koruyoruz. Diğer görevler her türlü düşün­ceyi boyunduruğu altına alırlar ve buyurucu yetkileriyle Pla- ton’daki her türlü tannbilimi ve felsefeyi yerle bir ederler; o bu durumdan yine de şikâyet etmez. Siz her yerde utanma duy­gusuna sahip olabilirsiniz, tüm öteki etkinlikler edeplilik ku- rallannı göz önünde bulundurur; bir başkası kusurdan ya da gülünç olmaktan başka bir şey düşünmez. Şu halde bu eyleme bilgece ve ölçülü bir yöntem bulun bakalım!”
Cinsellikte temel bir çelişkili bir birliktelik vardır. Epikûros, daha önce belirtmiş olduğum gibi, onda, kuşkulanmanın akıllı­ca olduğu “doğal ama zorunlu olmayan bir arzu” görür. İfadeyi alıntılayan Montaigne bunun aksini söylemez. Başka bir yer­de şu görülür: “Doğa, bir yandan bu tüm işlevlerinde en soylu, en zevk verici ve en keyiflendirici arzuya bağlamış olarak bizi ona itiyor; ama öte yandan edepsiz ve namusa aykın bir şey gibi bizi onu suçlamaya yöneltir ve ondan kaçmaya zorlar, yüzümü­zü kızartır ve ondan uzak durmamızı salık verir!” Montaig- ne’de ne aşın edeplilik ne iyilikçilik görülür. Çok genç bir yaş­ta bekâretini kaybeden,42 oldukça ileri bir yaşta (otuz iki yaşın­da) evlenen ve kendinde “eğlenceye düşkün bir mizaç” gören Montaigne kendisini “kıskıvrak yakalayan zevke pek özgür­ce ve pek düşüncesizce” atılacak44 zamanı hep bulmuştur. Ka­ranlığın, bunaltının, tatminsizliğin payını daha iyi ölçer yalnız­ca. Lucretius’un en güzel dizelerinin iki tanesini alıntılar: “Gü­zelliklerin kaynağından bile bizi bizzat güllerin ortasında hü­zünlendiren bir acrlık yükselir.” Ve ekler: “En üst düzey zevki­mizin iniltiyle ve yakarışla bir parça benzerliği vardır. Sonuç­ta, kederden öldüğü söylenmiyor muydu? Ve zaten, buna tam bir esinlenmeyle hayal ettiğimiz zaman, hastalığı ve acıyı, kede­ri, gevşemeyi, zayıflığı, çöküşü, maraziliği anıştıran sıfatlar ve nitelemeler dolduruyoruz. Bu da zevkle acının ne derecede ay­nı kanı ve tözü paylaştığını gösteriyor.” Öte yandan tüm be­denin belirsiz süreli bir orgazmını hayal edelim: Kimse buna dayanamayacaktır! Olağan hazza gelince, ne kadar anlık ve canlı olursa olsun, o da “sıkıntısız ve kolay” değildir: “Uyku­suzlukları, perhizleri ve yorgunlukları var, ter ve kan var; daha­sı özellikle her türden keskin acılı tutkuları ve kendi bakımın­dan cezaya eşit pek ağır bir bıkkınlık da eksik değil.” Cinsel­lik masum bir oyalanmadan çok farklı bir şeydir. Ona şüpheyle yaklaşan dinler belki de tümüyle haksız değildir. Ne de onu yaparken gizlenen halkların çoğu.49 Bu, onu mahkûm etmek için bir neden değildir (“Bizi yaratan eylemi hayvani olarak ad­landırmakla iyice aptallık yapmıyor muyuz? Kendinden tiksi­nen, zevkleri kendine zehir eden kendini bedbaht sayan insan ne korkunç bir hayvandır!”), hele onu kendimize yasak et­mek için hiç değildir (Montaigne yaşlandıkça onu uyandırmak için daha fazla çaba harcar).
Cinsellik nedir? Öncelikle biyolojik, hatta fizyolojik bir iş­levdir. Edebiyat bir yana bırakılırsa, “Eninde sonunda aşk, ar­zulanan öznede doyuma ulaşmaktan başka bir şey değildir. Ve­nüs aşırılık ve ölçüsüzlükten zararlı hale gelen boşalma zev­kinden başka bir şey değildir.” Çok doğal. Lucretius aynı şeyi söyleyebilirdi ve hemen hemen söylemiştir de. Ama yine onun söylediği gibi, hayvanlar için olduğu gibi insanlar için de da­ha önemli bir şey yoktur: “Dünyanın tüm hareketi bu çiftleş­meye gider ve bunda özetlenir; her yana yayılmış bir şey, her­kesin baktığı bir merkez bu.” En azından, bedensel daha güç­lü bir haz yoktur. Erkek için olduğu kadar kadın için de daha doyumsuz, daha yakıcı, gençlikte aşılması daha güç bir baş­ka arzu yoktur. “Cupido acımasız bir tanrıydı; o, iman ve ada­lete karşı savaşmayı oyun haline getirmiş; gücünün başka bir güçle çarpışması ve tüm kuralların kendi kurallarına boyun eğ­mesi onun zaferidir.” Eros barbar ve zorba bir tanrıdır. Bizim uygar iddialarımızla ne çelişki ama! Seks lafı ağzımıza tıkıyor, Montaigne’in son derece yaratıcı ve hoş bir dille altını çizmek­ten hoşlandığı şey budur. Cinsellik üzerine, bildiğim en güzel metinlerden biridir bu:
“Sokrates için aşk, güzellik aracılığıyla bir üreme arzusudur [bu, Platon’un Sölen’ine göndermedir, 204-208], Bu zevkin gülünç gıdıklanmasını, Zenon ile Cratippus’ta aşk eyleminin en tatlı anında şu denetimsiz azgınlığı, şu öfke ve zalimlikle tutuşan yüzü kışkırtan saçma, beyinsiz ve düşüncesiz hareket­leri ve sonra da bunca delice bir eyleme eşlik eden şu ciddi, ka­tı ve esrik davranışı her zaman gülünç bulurum. Aynı zaman­da da büyük zevklerimizle, müstehcenliklerimizin birbiriyle nasıl kaynaştığını, yüce hazza sıkıntılı ve acıklı şeylerin, bir tür acının nasıl eşlik ettiğini görüyorum; o zaman, Platon’a inanı­yorum; insanın Tannlar’ın oyuncağı olduğunu iddia ederken gerçeği söylüyor ve doğa bizimle alay etmek için, bize bizi eşit kılıp, delilerle bilgeleri, hayvanlarla bizi özümsemek için ey­lemlerin en karışığını ve en sıradan olanım bıraktı. En ince dü­şünceli ve en bilge insanı bu durumda tasavvur ettiğim zaman onun bilgeliği ve düşünürlüğü yalan geliyor.”
Narsisist bir yara olarak seks; hem iradeyi hem aklı küçük düşürür. Kadınlar gibi yalnızca arzularının şiddetiyle değil
ama aynca şu durumla karşılaşan erkekler için, özellikle doğ­rudur bu: “Bu organda başına buyruk özgür bir tavır görürüz. Hayatımıza tedirgin edici bir şekilde kanşır; ona gereksinme­miz olduğunda bizi güçsüz bırakır, isteklerimize inat ve ısrar­la itiraz eder.” Montaigne, daha az zevk veren diğer organla­rın durumunun da bu olduğunu ve bunun, Montaigne’in hoş bir şekilde “müvekkilim” dediği organının “zevkteki önemi ve işlevindeki tatlılığı” ortadan kaldırmayacağını ekler hemen sonra. Bununla birlikte doğa kadınları “sürekli bir yetenekle donatmıştır; bu yetenek bizde çok daha nadir olan bir yetenek­tir ve belirsizdir”.62 Yaşlılık da işleri pek düzeltmez, tespitinde bulunur bizim ellilik adam.
Fazlası var. Denemeler’de, Freud’un “ölüm itkisinin varlığına inanmamız için en güçlü sebeplerden birini” gördüğü “nirvana ilkesi” dediği şeyin öngörüsüne benzer bir şey karşımıza çıkar. Viyanalı doktora göre arzu, gevşemeyi, yatışmayı, önceki duru­ma dönüşü, dolayısıyla kendi yok oluşunu -ölümü ya da nirva- nayı- hedefleyen “hoşnutsuzluk veren bir gerilimdir.” “Nirva­na” sözcüğünü bilmeyen ve ölümü pek cazip bulmayan Mon­taigne daha ziyade acının var olmamasından ya da dinginlikten bahseder. Bu onun Epikürosçu yanıdır: “Rahatlık dediğimiz, ra­hatsızlığın olmamasıdır sadece. İşte aşın hazzı en fazla öven fel­sefe okulu [Epikürosçuluk], bunu yine de acının var olmama­sı diye tarif etti. Hiç ağrısı olmamak insanın umut edebilece­ği en büyük iyiliktir.” Epiküros’un dinginlik içinde haz (cin­sel olarak, orgazmı takip eden haz) dediği şey buydu. Bu, hare­ket içinde hazzm, daha canlı ama kendi yatışmasına yönelen – bu nedenle hareket vardır- bir hazzm da var olmuş olmasını ön­lemez. Boşalmanın “tez ve aceleci hazzı” bunun bir örneğidir:
“Çünkü bu uyarma, bazı zevklerden duyulan, bizi basit iyi bir sağlıklılığın ve acının yokluğuna taşıyan bu büyük istek, bu et­kin, değişken, nasıl söyleyeyim pek bilmiyorum, kavurucu ve yıpratıcı şehvet gerçekte sadece tek bir hedefi, acıdan kaçın­mayı gözetir. Bizi kadınlara doğru taşıyan ateş, yakıcı ve çıl­gınca arzunun bizde neden olduğu sancıyı kovalamaya çalış­maktan başka bir şey yapmaz; bu bedensel ateşi dağıtmak için hafifletmeyi ve dinlendirmeyi ister ancak.”
Acının yokluğu ilkesi… Montaigne’e göre bu bir mahkûm ediş olmanın çok uzağındadır. Bedenin bilgeliği vardır (“Eğer sadelik bizi acının yokluğuna doğru götürüyorsa, aslında koşu­lumuz için çok mutlu bir duruma doğru yola çıkarmaktadır”) ve bu bakımdan cinsel arzu, kendisine eşlik edebilen ya da on­dan doğabilen ama tatmin edildikten sonra hemen hiç hayat­ta kalmayan aşk tutkusundan genellikle daha bilgedir. Platon’u ve Schopenhauer’i önceden haklı kılan budur. Yalnızca yoksun olunan tutkulu bir şekilde sevilir; artık yoksun olunmayandan sıkılınır. Aşk, “bizden kaçanı arzuladığımız çılgınca bir arzu­dur sadece […]. Dostluk sınırlan içine girdiği andan itibaren, karşılıklı isteklerin uzlaşması haline gelir, baygınlaşır ve güç­ten düşer, zevkini çıkarma onu tüketir çünkü o bedensel bir amaca sahiptir ve doyuma ulaşır.” Tutku yokluktan beslenir;
çift ise mevcudiyetten. Bunlar süreğen bir şekilde nasıl bir ara­da bulunabilir?
O halde Lucretius’un istediği gibi, aşk olmadan aşk yap­mak mı gerekir? Hayır: “Sevgiden yoksun bir bedenin benim­ki olabileceğini hayal etmek beni dehşete düşürür. Aynı şekil­de rızası ve arzusu olmadan bir bedenle sevişildiği zaman, ruh­suz bir bedenle sevişildiğini söylüyorum”. Tecavüz onu tik­sindirir. Çapkınlık da pek imrendiği bir şey değildir. “Aşk ve duygulan katmadan, oyuncular gibi” aşk yapan kişiler “bun­dan güzel bir ruhu etkileyebilecek ya da doyuracak hiçbir so­nuç umut edemezler”. Aşk, kösnül dahi olsa, “bağa ve uyu­ma” [karşılıklılığa] ihtiyaç duyar. Tek başına zevk almak? Bu, yanm yamalak zevk almaktır: “Benim verdiğim zevk, hayali­mi, hissettiğimden daha tatlı okşar”.75 Zevk vermeden zevk al­mak? Yalnızca “yüce gönüllü olmayan biri” bununla yetinebi­lir. Acıyarak zevk vermek? Bu düşünülebilir ama Montaig­ne buna daha fazla razı olmuş değildir: “Sadakayla yaşamak­tansa hiç yaşamamayı tercih ederim”. Karşılıklı zevk ve sev­gi tek başlanna cinselliğe en yüce değerini ya da en insani de­ğerini -yine aynı kapıya çıkar- verir. Evlilik mutlaka onlara en uygun olan değildir (Montaigne, tıpkı çağdaşlan gibi aşk evli­liğine pek inanmaz); ama kayıtsızlık ya da yalan daha da az uygundur. Bizim soylu beyimiz bir Sade’m ya da bir Don Ju- an’m zıddıdır. “Sefahat” yine de kabul edilebilir ama “nankör­lük, ihanet, kötülük ya da gaddarlık, hayır”.
Seks en az fizyoloji kadar zihinle de ilgilidir. Bu bakımdan sonsuzluğa yaklaşır ya da daha doğrusu ona meyleder, kuşku­suz ona erişemez: “Bu yalnızca bedensel bir tutku değildir. Aç­gözlülükte ve tutkuda nasıl sınır olmazsa, cinsel istekte de sı­nır yoktur. Doyumdan sonra bile canlılığını sürdürür. Ne doy­mak bilir, ne de bir son, o her zaman sahip olduğunun ötesi­ne gider”. İhtiyaç değil, arzu manüğı. Gerçek değil, imgelem mantığı. Bunun da zayıflığı vardır, bedeninkinden çok ruhun zayıflığı. Bu, “aşk konusunda en kaba saba kişilerin en iyi ve en aranan kişiler olmasını ve bir katır sürücüsünün aşkının sık­ça kibar bir adamınkinden daha iyi kabul edilmesini” açıkla­yabilir. Bu durum eğer “bu kibar adamdaki ruhsal bunalım be­densel güce zarar veriyor, onu yorgun bırakıp tüketiyor” de­ğilse başka nereden kaynaklanabilir, diye sorar Montaigne. En­telektüeller için alçak gönüllülük dersi olarak seks… Bununla birlikte bizde “ne bedensel ne ruhsal hiçbir şey yoktur ve hak­sız yere bir insanı diri diri ikiye bölüyoruz”. Fiziki olanlar da dahil hazlarımız yalnızca -onunla ilgili karara varan- ruhu­muz için değerlidir. “Pahalılık besinlere lezzet verir”; ayart­ma ise cinsel ilişkiye. Montaigne’de ne romantizm, ne kinizm (sözcüğün sıradan anlamında) vardır. Aşk “sert gerçeğe çok az, boş ve ateşli düşlere çok fazla karışan bir tutkudur; hem bede­lini ödemek hem de tadını çıkarmak gerekir.”87 Filozoflar, tut­kuyu mahkûm eden aşın bir katılık ve “insanlıkdışılık” sergi­ler.88 Bu “uyandmlmış, canlı ve şen çalkantı” yalnızca “deliler için zararlıdır” ve “durgun ve uyuşuk aylaklıktan” ya da “yoru­cu ve üzücü işten” daha iyidir.89 Aşksız seks? Bu, dürüst ve yi­ğit bir adamı tatmin edemeyecek “yavan bir aşktan”90 başka bir şey değildir. “Boşalmak”? Bu oldukça canlı ve kısa, “hayal”in (hayal gücünün) ona kattığı91 şeyle ve doğru “zaman”92 ile de­ğeri yükseltilmiş, canlı ve oldukça kısa bir zevktir. Yavaş yavaş yapmanın erotizmi: “Aşkta birinci gelen şeyin ne olduğu bana sorulsaydı, ‘zamanını iyi seçmektir’ diye yanıtlardım. İkincisi? Aynı şey. Ya üçüncüsü? Yine aynı şey. Başlıca koşuldur bu.”93 Hayalin, fantasmanın, hülyanın da erotizmi… Buna vur­gu yapmak gerekir. Montaigne burada bir Marcus Aurelius’un tam zıddıdır. “Hayal gücünün yardımıyla çiftleşmenin karınla­rın sürtünmesinden ve bir spazm eşliğinde yapışkanlı bir sıvı­nın boşlatılmasmdan başka bir şey olmadığını gör”94. Bu, ger­çeği tarafsız olan en yalın ifadesine döndürmek için, hayal gü­cünü hayalî olana karşı kullanmaktır: “Şeyler bariz bir şekil­de çok büyük bir değere sahip olduğunda, onlan çıplaklaştır­mak, bayağılıklarını görmek, süslendikleri tüm detayları üzer­lerinden çıkarmak.”95 Montaigne ise tersine, bedenin itibannı ve zevklerini artırmak için hayal gücünü (“fantezi”) kullanmak ister, bedenin buna ihtiyacı vardır. Stoacı öneriler belirli bir gü­ce sahiptir, özellikle de yaşlanıldığında: “bir bedenin yeniden

hayal gücüyle ısıtılması ve ona yitirdiği iştahla canlılığın ha­yal gücüyle tekrar verilmesi” daha iyidir. Beden, yalnızca be­den olduğunda üzücüdür. “Ruhu soğutmak” istemek de hak­sızlıktır: “ona sağlıklı ve keyifli” gelecek şekilde bedensel zevk­leri “yönetmek”, “onlara kendini verip, davet etmek” ruha dü­şer. Bu, gereksinim duyduğumuz bir kendini eğitme (aske- sis) değil, hiçbir hazzın yeterli gelmediği bir zevk alma sanatın­dan ileri gelir. “Sadece zevkten zevk alan” bunun hakkında hiç­bir şey bilmez.98 Fiziksel aşk “sosları birbirinden farklı domuz eti” gibidir. Hüner ve üslup en az malzeme kadar önemlidir. Erotizmin fizyolojinin bittiği yerde başladığını söyleyelim: ke­sinlikle “boşalmak” dışında başka bir şey söz konusu olduğun­da… Cinsel zevk, ancak ruhun ona kattığı şeyle gerçekten hoş­tur ama o zaman diğer tüm zevklerden daha hoştur.100 “So­luğunu kesen bundan başka tutkusu” olmayan Montaigne, onunla savaşmak yerine “şehvetliliği” sürdürmeyi tercih eder. Bedenin zevkleri “can sıkıcı düşünceden” ya da “karamsar bin bir acıdan” yeğdir.
Schopenhauer ya da seks hileleri
Montaigne’den böylesine uzun alıntılar yaptığım için affeder­siniz. Bunu planlamamıştım. Düşünme ve yaşama üstatlarım Epiküros’u, Spinoza’yı ve Montaigne’i anmak ve hızlıca, cinsel­likte yaşama iradesinin de ifadesini gören Schopenhauer’a gel­mek, cinsel farkın hem aşkın hem de ahlakın kaynağı olduğu­nu düşünen Feuerbach ve cinsiyetler arasındaki savaşı kuram­laştıran Nietzsche hakkında birkaç laf etmek ve nihayet, krono­loji kaygısı gütmeden, bu konuda pek beklenmeyen ama kendi tarzında ona —siyah ışık benzeri- bir ışık tutan Kant ile sözleri­me son vermek istiyordum sadece. Sonra Denemeler’i, özellik­le de “Virgilius’un Dizeleri Üzerine” başlıklı şu olağanüstü bö­lümü yeniden ele aldım ve bu dilin görülmemiş güzelliğine, es­nekliğine, tadına, yaratıcılığına ve bu ruhun eşsiz özgürlüğü­ne bir kez daha kendimi kaptırdım. Orada durmak istiyordum ama bu, başka yerde olduğu gibi felsefede de çokluğu bunca se­ven ve kendisininki de olsa tek bir bakış açısının yeterli olabi­leceğine asla inanmamış olan Montaigne’in ruhuna sadakatsiz­lik olacaktı.
Şimdi Schopenhauer üzerine birkaç söz. Pek az filozof cin­selliğe bunca önem vermiştir. Beyin nasıl zekânınsa, cinsel or­gan iradenindir; öyle ki “tüm arzuların en şiddetlisiyle bir bü­tün olan genital sistem”in “iradenin yuvası” olarak adlandı­rılması gerekir, der. Bu, ham haldeki yaşama iradesidir. İrade, her birimizde, “bedenin kendi diliyle aynı şeyi söylemesinden başka bir şey değildir”: İrade, bedenin ona önerdiği, “ihtiyaç­larının tam tatmini” olan konu hakkında “çeşitlemeler” benze­ri bir şey yapar. Bu ihtiyaçlar neyi hedefler? Temel olarak iki hedefleri vardır: “İnsanın hayatta kalması, türün üremesi”. Bunlar yaşama iradesinin iki olumlamasıdır, ilki tümüyle bi­reyseldir ve ölümle sınırlanmıştır, İkincisi ise kolektiftir ve in­sanlığın sonsuza dek sürüp gitmesine açılır. İşte bu neden­le, der ciddiyetle bizim karamsar adam, utanma haklı olarak “üreme edimine” eşlik eder: Çünkü yaşamı olumlayarak, bu edim, ondan ayrılmaz olan “acı ve ölümü” sonsuza dek uzat­maktadır! Adem’in günahının gerçek anlamı budur: Bu gü­nah, açık bir şekilde “etin zevkini tatmış olmaktır” ama yal­nızca bitmek bilmez var olma işkencesini uzattığı için bir ha­tadır. Kilise onda hepimizin sorumlu olduğu bir “ilk günah” görmekte haklıdır: Cinsellik, her birimizde türü sürdürme, do­layısıyla elimizde olan kadarıyla, sonsuz acı ve ölüm döngüsü­nü uzatma (Schopenhauer’a göre açık bir şekilde kınanası) ar­zusunu açığa vurur… “Cinsel itkinin” bunca güçlü olması şaşırtıcı değildir! Her bir türün sürmesi bahis konusudur, öy­le ki, kör bir yaşama iradesinden başka bir özü olmayan do­ğa “tüm gücüyle hem hayvanı hem insanı, türlerini sürdürme­ye iter”. Herkesin bunda gösterdiği “ateşlilik ve ciddiyet” buradan kaynaklanır. Tür bireye baskın gelir. Dolayısıyla cin­sel arzu tüm iştahların en güçlüsüdür: “İnsanın özünü oluştu­ran arzu”, yaşam iradesinin en kusursuz açığa vuruluşu,112 “tüm edimlerin görünmez merkezi”, nihayet “dünyanın ger­çek ve irsi efendisi”dir. İnsan nedir? “Vücut bulmuş bir cin­sel içgüdü”.
Ama aşk neden? Sonuçta seks yeterli olabilirdi… Hayır, “Ekler”in “Aşkın metafiziği” başlıklı XLIV. Bölüm’ü bunu açık­layacaktır.

Cinsellik Sohbet Nedir?

Seks Sohbet ya da ölüm bizimle başlamaz: İkincisi açık ki neredeyse yaşam kadar eskidir; ilki ise ondan daha az eskidir (yaşam, mil­yonlarca yıl boyunca, önce aseksüeldi) ama insanlıktan çok daha eskidir. Ölümlülük ve cinsellik, öncelikle türlerin çoğu için geçerli nesnel verilerdir. Ama ancak öznel olarak yaşana­bilirler. Ölümde öyledir (ölen, tür değil bireylerdir). Cinsellik­te de afortiori öyledir: Doğuran, aşk yapan ya da arzulayan, tür değildir, yalnızca bireyler bunları yapabilir.

kabul çerçevesinde bir botanikçi, ifade her ne kadar bana her zaman tartışma götü­rür gibi gelse de, bitki cinselliğinden bahsedecektir. Buna kar­şılık, insan cinselliği için bu tanım hem çok dar hem çok ge­niş olacaktır: kızlarla Cinsel sohbet edimlerimizin ya da fantezilerimizin çoğu­nun üremeyle bir alakası yoktur ya da çok dolaylı olarak var­dır ve kimi yardımcı üreme biçimleri (klonlamayı bir yana bı­rakalım), normalde dul evli cinsel sohbet anladığımız şeyden zaman ve mekânda tümüyle ayrı olabilir. Aşk yapmak, çocuk yapmak; fizyolojik olarak ne kadar birbirine bağlı olsa da bu iki etkinlik kavramsal ve fiilî olarak birbirinden bir o kadar ayndır. Bu yal­nızca bilimsel bir bulgu değildir. Fi tarihinden beri insan cin­selliğinin bir verisidir. Artık aşk yapmadan çocuk yapılabil­mektedir. Biraz şansla ya da şanssızlıkla, çocuk yapmadan aşk yapabilmek hep mümkündü. Katolik bir genç kızın Meryem Ana’ya, “Günah işlemeden gebe kalmış olan, Tann’nın lütfuna erişen Azize Meryem, gebe kalmadan günah işlememe müsaa­de edin!” diye dua ettiği çok eski bir fıkranın anımsattığı şey budur. Bize çok eskimiş görünen (ve bu arada, İsa’nın hakkın­da hiçbir şey söylemediğini de belirtelim) İsa’nın bir bakirenin rahmine düşmesi dogmasının, gebelikten korunmayla tuhaf bir şekilde ortak bir noktası vardır: Evli Cinsel Sohbet birleşme ile döllenme­yi birbirinden ayırmanın iki şeklidir bunlar. Kilise’nin bunla­rın birinde bir mucize, diğerinde bir günah görmesi şaşırtıcıdır. Çok da önemli değil. Bu dogma ve bu ilerleme mitoloji vası­tasıyla, bilim vasıtasıyla iki kez ve eşitsiz bir şekilde üreme ve cinselliğin, birinin diğeri vasıtasıyla tanımlanamayacağı iki ay­rı işlev olduğunu doğrulamaktadır.
Bir yetiden çok bir işlev
izmir cinsel sohbet hem hedef tür bakımından (yani insanlık ama bu, bizim cinselliğimizin hayvan ya da bitki dul cinsel  sohbet hiçbir ortak noktası olmadığı anlamına gelmez) daha sınırlı hem de kapsadığı olgular bakımından daha geniş bir başka tanımını önereceğim. Ankara Cinsel Sohbet, sözcüğü en sıradan anlamında ele aldı­ğımızda, üremeden çok (kösnül ve eşeyli gerçekliği içinde, bir insanın bir diğeri için hissedebileceği) arzular ve (cinsel organ­ların ya da diğer erojen bölgelerin sağladıkları) hazlar bütünüy­le ilişkilidir. Doğurganlıktan çok erotik cinsel sohbet, üremeden çok zevk alma, türü devam ettirmekten çok haz almak ya da vermek söz konusudur. Seks, gelecek nesilleri umursamaz. Sevgililer bunu iyi bilir. Tecavüzcüler de.
izmir cinsel sohbet nedir? Eşeyli olduğundan diğerinin ya da kendi be­deninin zevkine, yalnızca düşsel olarak da olsa bağlı olan duy­gulanımlar, fanteziler ve davranışlar bütünüdür. Bu tanımın (seksi cinselliğin içine soktuğu için) döngüsel olduğu söyle­necektir ama bu döngü, kültür de dahil her şeyin kendisinden geldiği ve hiç kimsenin yakasını sıyıramayacağı doğanın da (bi­zimki: beden) döngüsüdür. İnsan bedeninin eşeyli olması bir gerçektir. 18 cinsel sohbet bunu harekete geçirmeye ya da geçirmeme­ye, kimi zaman ondan zevk almaya olanak verendir. Bir yetiden ziyade bir işlev, bir içgüdüden ziyade bir itkidir.
Yeti ile işlev arasında nasıl bir fark vardır? İki kavram birbi­rine yakındır. Ama ilki daha çok, ortaya kullanılacak, az çok verimli bir araçlar bütününü belirtir; İkincisi ise, bu araçların yöneldiği (mümkünse erekçi olmayan bir şekilde düşünülme­si gereken -bkz. Spinoza ya da Darwin) amaç üzerinde du­rur. Örneğin, beslenme ve üreme işlevleri ve sahip olunan ya da olunmayan beslenme ve üreme yetisi. İşlev türe aittir: Birey onu gerçekleştirme yetiskin sohbet sahip olmadıkça soyut ya da po­tansiyel bir şeyde kalır. Yeti ise tersine bireye aittir, onda daha büyük ya da daha küçük olabilir: O veya bu işlevi yerine ge­tirmesine, bir başka deyişle onu veya bunu yapmasına (Latin­ce facultas, facere’den gelir), örneğin düşünmesine, istemesi­ne ya da zevk duymasına olanak veren, mesela organik, araç­lar bütünüdür. Yeti bir “iktidardır” (Locke) ,3 “aktif güçtür” (Leibniz),4 “erk”tir (Kant).5 Yapılamadığında ya da artık yapı- lamadığmda dahi işlev, zımni olarak da olsa varlığım sürdür­mektedir.
Bir içgüdüden ziyade bir itki
İçgüdü ile itki arasında ne fark vardır? Bu iki kavram da bir­birine yakındır: doğuştan gelen davranış eğilimi genel kavra­mının içine girebilir her ikisi de. Ama içgüdü, kullanım şek­lini içinde barındıran bir eğilimdir: Biyolojik olarak aktarılan bir beceridir. İtki ise, tersine hiçbir kullanım şeklini, doğuştan gelen hiçbir beceriyi içinde barındırmaz: Bizi belirli bir yönde hareket etmeye iter (bir davranış eğilimidir) ama bize verdiği genetik mesaj türünde, ulaşılacak açık bir sonucu ya da onu elde etmenin bir yolunu kapsamaz. Kendilerine öğretilmesi­ne ihtiyaç duymadan kuş yuva yapmayı, örümcek ağ örme­yi bilir. Bunlar, genlerin yeterli geldiği içgüdüsel davranışlar­dır. Bu bakımdan insan son derece yoksundur. Doğuştan ge­len pek az içgüdüye sahiptir (emme, yakalama…) ve özellik­le cinsellikle bunlardan biri değildir. Beceriyi kapsamaz. Bu ne­denledir ki çocuklar şeyin işlevi ve işleyişi ile ilgili kendileri­ne onca soru sorarlar (bkz. Freud’un lez cinsel sohbet merak üzerine yaz­dıkları’) ve yetiskin cinsel sohbet de onlardan peki geri kalmaz. Cinsel Sohbet ar­zu bize nasıl aşk yapılacağını, diğerinin neyi arzuladığını, hat­ta bizzat kendimizin neyi arzuladığımızı öğretmez. Çiftleşme? Bir itki bizi ona iter. Hiçbir içgüdü bize onu öğretmez. Çocuk­luk yıllarındaki cehalet, sonrasında kaygı, fanteziler, sorgula­malar, ardından hazırlıklar, sonra keşif, doğaçlama, el yorda­mıyla ilerleme, adım atma, öğrenme… Belirli bir ustalığa eri- şinceye kadar, beceriksizlikler, başarısızlıklar, tatminsizlikler, ya da bunaltılarla birlikte böyle gitmesi bundandır. Seksin ön­ceden kurulmuş bir ahengi yoktur. Organlar yaklaşık olarak birbirine uyar. Arzular, fantasmalar, davranışlar her zaman uymaz. Bu bakımdan her erotizm kültüreldir. Bizler hayvanız, ama akılsız değiliz.
Müstehcen ve karanlık
Buradan, insanın doğasının olmadığı ya da insanda doğal bir şey olmadığı sonucuna alelacele varmayacağız. “İnsanın iç­güdüleri yoktur, kurumlar kurar,” diye yazılır. Öyle; ve evli­lik bunlardan biridir. Amlik değildir: istanbul cinsel sohbet bir iç­güdü değildir ama bir kurum da değildir. Tüm kararlardan, kurallardan, kültürlerden önce gelir. Diğer türlü ne karar, ne kural, ne de kültür olurdu. “İnsan, tür değiştirmekte olan bir hayvandır.” Kabul edelim. Ama bunu asla bitirmemiştir. Diğer şekilde, artık insanlık olmayacaktı. Akılsız değiliz, bunda an­laştık ama hayvanız ve öyle kalıyoruz. Bu, istanbul cinsel chat bize sü­rekli hatırlattığı şeydir; onu bir hayli rahatsız edici, huzursuz edici, şaşırtıcı, eğlenceli kılandır. Bir günah değil ama bir hay­vandan başka bir şey olmamaktan -ben olan, bu eşeyli vücut­tan başka bir şey olmamaktan- duyulan utanç gibi, bizde uyan­dırdığı korkuyla birleşmiş (“Korktum çünkü çıplaktım. Bu yüz­den gizlendim….”) bir itki olan, gerçek ilk günahtır (“Çıplak olduklarını anladılar…”). Akıl belki de orada -giyimle, eğitim­le, evli cinsel sohbet sitesi uzağa koyan ve onu daha arzu edilir, da­ha çekici, daha büyüleyici kılmaktan başka bir şey yapmayan edepte, sıkılmada, yasakta (özellikle ensest yasağı) başlar. “Yu­nanca phallos kelimesinin Latince karşılığı fascinus’tur,” diye belirtir Pascal Quignard1t> ve Fransızcadaki “fascinant” (büyü­leyici) sıfatının kadınların cinsel sohbet odaları organı için de geçerli olduğu­nu düşünenlerimizin sayısı hiç de az değildir. Anlamı nedir? Büyülemek; hayran etmek ve göz kamaştırmak, çekmek ve kı- mıldayamaz hale getirmek, baştan çıkarmak ve etkisi altına al­maktır. “Fascinus, bakışı oradan ayrılamayacak şekilde durdu­rur. […] Büyülenme, dilin ölü açısının algısıdır.”11 Argo ve ede­bin anlamı budur: olduğumuz kişiyi, bizi iteni ve çekeni ve ba­zen de bizim geri ittiğimizi normal, sakin, kibar bir şekilde söy­leme ve göstermenin neredeyse olanaksızlığı. “Arzu büyüler”: özne için büyüleyici olan nesnesi tarafından büyülenmiştir. Korkmadan ve utanmadan (Latince pudor) ona nasıl yaklaşma­lı? Her şey, seks doğası gereği müstehcenmiş ya da daha doğ­rusu, doğada ve aşın sıradanlığına rağmen, kültürün asla tama­men kabul edemediği, sindiremediği, indirgeyemediği bir şey­miş, gerçekten de bir uçurum kütlesiymiş, arzunun ya da ya­şamın kara deliğiymiş gibi gerçekleşmektedir. Bunuel akla geli­yor: “Arzunun şu karanlık nesnesi…” Kuşkusuz öznesi de ondan daha az karanlık değildir. Müstehcen, karanlık (obscene, obs- cur): İki sözcük belki de, sanki gizlenmesi gereken (müsteh­cen), karanlık ya da üstü açıldığında dahi karartılmış (obscu- rus) ve evcilleştirilmesi denendiğinde dahi tehdit edici (obsce- nus, Latincede öncelikle “uğursuzluk” anlamına gelmektedir) bir şeyde kalmalıymış gibi, gizemli aynı etimolojik kökene sahiptir. Filozoflar Aydmlanma’yı başlatmakta haklılar. Filo­zofların, Aydınlanma’nın, sayesinde var olduğu o geceyi (“cin­sel gece Sohbet” der Quignard) tümüyle ağartabileceğine inanmala­rı hata olurdu.
Son derece özgür ruhlu ve bununla beraber son derece edepli bir kişi olan Françoise Sağan, 1972’de yayımlanan bir kitabın­da, (açıkça pornografik olmayan filmler de dahil olmak üzere) o dönemde yayılmaya başlayan, en azından yayılmayı sürdür­düğü söylenebilecek olan cinsel sex sohbet sinematografik sergilenişi­ni ifşa ediyordu: “Gecenin çılgınlığından, karanlıkta fısıldanan sözcüklerden, ‘gizden’, şu fiziki aşkın dev gizinden ne yaptılar? Şiddet, güzellik, hazzm şerefi, neredesiniz? […] Bu zamanlarda yüzümüze fırlatılan, bronzlaşmış, solgun, ayakta, oturan, yatan bu tonlarca insan eti, bu paketler ne büyük sıkıntı!” Bunun­la birlikte, sıkıntı bu kadar büyük olsaydı, bu filmlerin başarısı ve sinemacıların bu sahneleri çoğaltma inadı nasıl açıklanabi­lir? Zaten o kadar vahim değildir. Bu işte en şaşırtıcı olan -cin­sellikte, göstererek, söyleyerek ya da saatlerce hakkında konu­şarak, sanki üzerindeki perde tümüyle kaldırılamayacak bir şey varmışçasına- gizin neredeyse el değmemiş şekilde baki kalma­sı ve yapılabilecek tüm teşhirlerine direnmesidir. Pornografik filmler bunun aykırı bir örneğini vermektedir: Erkek oyuncu­ların ne hissettiğini kimse bilmez (ilintilendirilebilecek tek şey olan boşalmanın kendisi hazla, duygulanışla, hissedilen erotik­likle ilgili hiçbir şeyi kanıtlamaz), kadın oyunculannki ise hiç bilinmez. Özel yaşamımız bunu doğrular: Kimse en iyi arka­daşlarının (kendileriyle yapmamış olduklan sürece) nasıl aşk yaptığını, bunun onda ne tür bir duygulanışa yol açtığını ya da bundan nasıl bir haz aldıklannı, onda sergiledikleri cüretkâr- lıklan ya da edeplilikleri bilmez. Seks ya da ölümle doğru dü­rüst iletişim kurulamaz. Kollanmda sardığım, az sonra haz ala­cak ya da ölecek şu kadın ya da şu erkeğin ne hissettiğini nasıl bilirim? “Yalnız olduğumuz ölçüde, aşk ve ölüm birbirine yak­laşmaktadır,” der Rilke. Fiziki aşk için de doğrudur bu: “Bü­yük giz” en serbest sevgililere bile direnmektedir.
Ruh ve beden
Kültür, parçası olduğu doğaya karşı inşa edilir, tıpkı hayvanlı­ğa karşı inşa edilen insanlık gibi. Bu, bunların hem dönüşerek (medeniyet, dil, akıl tarafından) hem de el değmemiş olarak (beden yoluyla) varlıklarını sürdürdüğünü söylemektir. Düa- lizm metafizik bir hatadır ama her birimizin deneyimine hitap eden bir hatadır. Onu yönettiğime, ona direndiğime, ona ege­men olduğuma ya da kendimi ona bıraktığıma göre nasıl tü­müyle bedenim olabilirim? Bedenim, olduğum şeydir ama tü­müyle o değildir çünkü ben hep onu izlemem, onun önünden gidebilir, onu zorlayabilir, kimi zaman ona şiddet uygulaya­bilirim. Dolayısıyla en azından belirli bir bakış açısıyla, başka bir şey -ruh- olmam gerekir. Şöyle bir görünen bir deri parça­sı için heyecanlanan, bir fantezi içinde kendini unutan, bir ok­şama için paniğe kapılan, bir spazm içinde kaybolan ruh! Da­ha az sıkıntı duyulacaktı. “Bir utanç uçurumunda savrulan ruh, bilfiil hazdır bu,” diye yazıyordu Shakspeare. Kuşkusuz ifade, abartılı oluşuyla, tutucu bir eğitimi ele vermektedir. Ama han­gimiz kendi çılgınlıklarımız karşısında —bunlar geçtikten son­ra— şaka yapmak dışında bunlardan soğukkanlı bir şekilde bah­setmemizi güçleştiren ve en yakın ve sevecen çevremizde bun­ları anmayı tadına doyulmaz kılan geçmişe dönük bir hayret ya da sıkıntı gibi bir şey hissetmeyiz? Ruh ve beden “bir ve ay­nı şeydir”, benim inandığım şey budur ve nörobilim bunu gi­derek daha muhtemel kılmaktadır. Ama bu şey eşeyli olduğun­dan, ruh onun rahatsızlığını, heyecanını, şaşkınlığını, sıkıntısı­nı duyar sürekli. Ruh, bedene hayret eden ve gerçekten de ba­zen ondan utanandır. Shakespeare ne çok aptaldı ne de çok utangaç. Bu sıkılganlığı yalnızca dinin (özellikle de Yahudi-Hı- ristiyanlık dininin, diyorlar) açıkladığına inananlar çok naiftir! Ben bu sıkılganlığın dini, en azından kısmen açıkladığına da­ha kolay inanırdım. Tek korku veren, ölüm değildir. Tek hay­rete düşüren, dünya değildir. Edebi, cinselliğin konusunu teş­kil edeceği yasaklarla açıklamak, “çözüm olarak sorunun ken­disini vermektir”. Çünkü bu yasaklar nedendir? Bu yasakla­rı dinle açıklamak isteyen için de aynı şey geçerlidir. Neden di­ğer organ ya da işlevlerden çok lezbiyen cinsel sohbet organı hedef alıyor? Cin­sellik, o veya bu dinin farkına varabileceği ya da ifşa edebile­ceği ama kendi başına açıklayamayacağı, rahatsız edici ya da kendine has özel bir şeye sahip olmalıdır. Zaten şeyin tuhaflı­ğını saptamak için Hıristiyanlık beklenmemiştir. Âdetlerinde son derece serbest olan Antik Yunanlılar bile, cinsellikten bah­settiklerinde, büyük bir ihtiyat, hatta belirli bir kaygı göster­mekteydi. Çıplak yaşayan halklar bile aşk yapmak için gizle­nirler (büyük maymunlar bunu neredeyse hiçbir zaman yap­maz). Bu, bizde problem teşkil edenin çıplaklık değil, arzu ol­duğunu doğrular. Lezbiyen Sohbet organ değil ama itki, işlev, hayvanlık olarak cinsellik. Ama bizi (sözcüğün biyolojik anlamında) in­san yapan ve (normatif ya da kültürel anlamda) bize insanlaş­mayı dayatan içimizdeki hayvandır. Seks ve ölüm ne biyoloji­den kaçabilir ne de ona indirgenebilir.
Bu hayvanlığın solumada, beslenmede, dışkılamada da ken­dini gösterdiği söylenecektir. Kuşkusuz. Bunların da belirli bir ihtiyatlılıkla, belirli bir denetimle (nefes alırken gürültü yap­maktan kaçınılır, her önüne gelen yenmez, herhangi bir şekil­de yenmez), hatta sonuncusunun gizlice yapılması tavsiye edil­miştir. Ama bu işlevler bizi bütün olarak içine almaz: Zihin on­ları dışarıdan sakince, yavaş yavaş inceleyebilir ya da -gerçek­leştirildikleri anda dahi- tümüyle başka bir şey düşünebilir. Cinselliğin bizi daha az özgür, daha az sakin, daha az kayıtsız bıraktığını teslim edelim! Bu, bizdeki en ele geçirici, unutul­ması, hâkim olunması, medenileştirmesi en güç olan hayvani yandır. Bu, onun cazibesinin bir parçasını oluşturur ve hiç de küçük bir parça değildir. Bir insan için -kendisinde ve ötekin­de- olmaktan hiç vazgeçmediği hayvana kavuşmak ne sarsıcı ve hoştur! Bu, medenileşmenin bedeli ve belki de tazminatıdır. Cüce şempanzeler dahi, bunun nasıl bir şey olduğunu bilseler­di, bize imrenirlerdi. “Hayvanım benim”: Hiçbir hayvanın kulla­namayacağı, oldukça sarsıcı bir aşk sözcüğüdür.
Cinsellik bir yeti değil bir işlevdir, bir içgüdü değil bir itkidir. Ne yapma kudretini ne beceriyi içerir. Bu nedenle cinsel eğiti­me ve kimi zaman seksologa ihtiyaç duyarız. Kuşkusuz felsefe onun yerini almaz. Ama seksoloji -seks söz konusu olsa bile- nasıl bizi felsefe yapmaktan mahrum edebilir?

Cinsel Sohbet

  • 3 hafta önce, aLSanCak tarafından yazılmıştır.
  • 0 Yorum
  • Genel

İnsan, dünya sahnesine cinsel Sohbet aracılığıyla gelir, cinsellik yoluyla yavrular, çoğalır ve yaşam enerjisi azalan bedenini sahnede bırakarak çekip gittiğinde artık ölüdür. Cinsellik yaşamla birlikte vardır ve ölümle sınırlanır. Cinsel Chat, ruhun bedende devinen, bedeni yer yer aşan yaşam enerjisidir; libidodur. Sevilen ötekiyle, eşle kaynaşarak, yaşamı yeni nesillerde çoğaltmaya yönelir. Beden iç dünya ve dış dünyayı ayırır, sınırlar; içten dışa dıştan içe ruhsal akışın gerçekleştiği alandır. İnsan olmak, kişinin iç dünyası ve dış dünya arasındaki ruhsal akışın sağladığı farkındalık ve anlamak yoluyla bilinçlenmek, bütünleşmektir.

Serbest pazar ekonomisine dayalı toplumsal düzende alış veriş unsuru (meta) olarak gösterişli olmak, olduğundan fazla iddialı olup alıcı bulmak, kar sağlamak için gösteriş yapmak beklentisi vardır. Kişi kendini kendinden öteye doğru aşmak değil, kendini diğerlerine yüksek bedelle sunmak çabasındadır. Bedeniyle, nasıl göründüğü ile çok ilgilidir. Özellikle kadın bedeni, çevrenin ilgisini üzerinde toplar. Dar, beden hatlarını ortaya çıkaran açık saçık giysiler, aşırı makyaj, dövmeler, estetik ameliyatlar yaptırır ya da abartılı kapalı giysiler, süslü tesettürler içine girerek değişik şekillerde ilgili üzerinde tutmaya devam eder. Bu da ruhsallığın akış yönünü saptırır. İnsanı insana köle yapan anlayışı besler. Bir gösteri alanı olarak benliğe ve bedene yatırım yükselir. Kişi sürekli gözleyen benliği aracılığıyla nasıl göründüğü ile ilgilidir. Bu durumda, gözleyen benliğin içsel benlikle bütünleşmesi yoluyla bilinçlenme yetersiz olur. Kendine yönelen ruhsal akış benliği-egoyu- şişkinleştirir.

Psikolojide, cinsellik ve yıkıcılık başedilmesi gereken temel insani dürtüler olarak kabul edilir. Bu dürtüler aracılığı ile insan kendisiyle ve ötekiyle uğraşır. Cinsel enerjinin bedenleri aştığı yerde ya aşk ya yıkıcılık ya da ölüm vardır. Aşk insanın ötekine bağlanarak, kendinden vazgeçerek, ötekinin mutluluğunu tercih ederek, kendini aşması, dönüştürmesi, gelişmesi, güzelleşmesidir. Yıkıcılık, karanlık enerjisiyle ancak yapılanana gölge oyunları katabilir. Yıkıcılığın kendisinin yaşamı belirleme gücü ve değeri olamaz. Yıkıcılık ötekini kopararak, parçalayarak, ezerek kendini varetme çabasıdır. Yıkıcı cinsellik ya da sevgisiz seks, acı, mutsuzluk getirir ve ancak mutsuz nesiller üretir. Cinsel hazzın uygun eşle paylaşılarak yaşanması mutluluk verir, sağlık kazandırır, ruhsallığı besler.

Cinsel ve ruhsal pratikler insanı sevilen öteki ya da insan kardeşleriyle bir olmaya götüren, aşkınlaşan boyutlarıdır. İnsanın kendini aşması öteki ile bir araya gelmesi ile olanaklıdır. İlk öteki annedir, daha sonra babadır, kardeştir, arkadaştır, sevilen kişidir, şeydir, güçtür. Duygusal ve cinsel paylaşımla bir araya gelen kadın ve erkeğin kurduğu aile yapısı temel sosyal birimdir. Cinselliğin, aşkın duygusal bağla birbirine bağlanmış eşlerin bedenlerinde uyumlaşarak, diğer insanlarla, sosyallikle bütünleşmesi, aileyi yapıcı bir sosyal birim olarak toplum temeline yerleştirir. Bu sosyal ortam çocuklarla zenginleşir.

En Fazla Olan Sohbet Odaları Arkadaşlık Siteleri

En Fazla Olan Sohbet Odaları Arkadaşlık Siteleri

Sohbet ve arkadaşlık siteleri üzerinden binlerce insan gerçek dostlukları ve hayalini kurduğu ilişkileri yaşamakta ve son derece de mutlu yuvaların temellerini atmaktadır. Sohbet odaları aracılığı ile yapılan bu tanışmalarda kişiler kendilerini en iyi şekilde ifade etmekte ve tanışma aşamaları oldukça rahat bir şekilde ilerlemektedir. Birbirlerini sohbet ederek tanıyan çiftler bir süre sonra görüntülü konuşmalar ve yüz yüze görüşmeler ile ilişkilerini ilerletmektedir.

Birçok mutlu yuvanın temeli internet üzerinden tanışma ile gerçekleşmekte ve insanlar bu sayede hayallerini kurduğu ilişkilere kavuşmaktadır. Bay, bayan arkadaşlar, dul bayanlar, gençler ve orta yaş kişiler sohbet ve arkadaşlık siteleri sayesinde aradıkları ilişkileri kolayca bulmakta ve hayatlarına bambaşka anlamlar katmaktadır.

Bayan Arkadaş Ara

İnternet üzerinden gerçekleşecek olan bu tanışmalarda uyulması gereken bir takım kurallar bulunmaktadır. Kendi yararınız açısından öncelik profilinizi en iyi şekilde oluşturmanız gerekmektedir. Kendi özelliklerinizi ve aradığınız kriterleri en açık ifadeler ile belirtmeli ve kendinizi ön plana çıkartmalısınız. Ayrıca sizi en iyi şekilde yansıtan fotoğrafları eklemelisiniz. Kesinlikle başkasına ait olan fotoğrafları koymamalı ve karşı tarafın güvenini zedelememelisiniz. Aşk ve sevgi bağlarının kurulacağı arkadaşlık siteleri tamamen ücretsiz şekilde hizmet vermektedir.

Dünya üzerinden yüz binlerce kullanıcısı aktif olarak günün her saatinde site de bulunmaktadır. Aktif olan üyeler sitede belirtilmekte ve anında sohbet etmek için müsait durumda olmaktadırlar. Aradığını kriterlere uygun olan kişilere hemen mesaj atarak tanışma aşamasına geçebilir ve son derece de kaliteli bir iletişim kurabilirsiniz. Mynet sohbet ile her gün binlerce insan aradığı arkadaşı, sevgiliyi ve dostu bulmaktadır.

Görüntülü Sohbet Odaları

Küçük bir merhaba ile başlayacak olan bu tanışıklık çiftlerin birbirilerine uyum sağlaması ve anlaşmaları ile birlikte evliliğe kadar giden bir ilişkinin temellerini atmaktadır. Günün her saatinde bilgisayar başından yapacağınız tanışmalar ile siz de gerçek dostunuzu ve evleneceğiniz kişiyi bulabilirsiniz.

Dünyanın her yerinden yüz binlerce aktif üyesi olan www.farket.net aynı zamanda semtinizde olan kişileri, bir türlü tanışamadığınız kişileri ve hayalinizdeki aşkları size bulduracak olan tek arkadaşlık sitesidir.

İnternette Sohbet Et

  • 2 ay önce, aLSanCak tarafından yazılmıştır.
  • 0 Yorum
  • Sohbet

İnternette Sohbet Et

Geçmiş zamanda arkadaş bulmak ve kafa dengine uygun olan bir kişi bulmak oldukça zordu. Fakat teknolojinin gün geçtikçe gelişmesi ve kullanımının da yayılması sayesinde, internet kullanımı da gelişmiş ve yayılmıştır. Ufak yaştan büyük yaşa kadar her insan teknolojik aletler kullanmaya başlamış ve aynı şekilde interneti de daha sık kullanmaya başlamıştır.

İnternette bulunan sohbet sitesi www.farket.net sayesinde sohbet etmek kolay bir hale getirilmiştir. İstediğiniz tarzda ve düşüncede olan kişileri burada bulabilirsiniz.

Bunların yanı sıra aşk için burada bulunuyorsanız aşık olup sevgi paylaşabileceğiniz bir insan ile de karşılaşabilirsiniz. Günümüzde sanal sevgili olmak yaygınlaştığı için siz de sanal bir sevgili olabilirsiniz. Daha sonraki zamanlarda ise bu ilişkiyi devam ettirebilir ve görüşebilirsiniz. Bu sayede sanal ilişki gerçek bir ilişkiye de dönüşmüş olur.

İnternette Sohbet Odası

Yukarıda linki geçen siteye tıklayarak ücretsiz bir şekilde kayıt yapmanız gerekmektedir. Kayıt işleminde profilinizi doldurmanız için gerekli alanları doldurmanız yeterli olacaktır. Daha sonra ise sohbet odaları kısmından sizin aradığınız özelliğe uygun olan odayı bulmanız yeterli olacaktır.

Girdiğiniz sohbet odasında bulunmakta olan binlerce kişi arasında kafa denginize uygun olan bir arkadaşı kolay ve hızlı bir şekilde bulabileceksiniz. Bu kişiler ile muhabbet ederek gününüzün tadını doyasıya çıkarabilirsiniz.

Bunların yanı sıra çalışıyorsanız ve yorulmuşsanız ya da stres altındaysanız veya yeni birileri ile konuşmak istiyorsanız, bu sohbet sitesi sizler için ideal bir seçenek olacaktır.

İnternet Sohbet

Sohbet etmek istediğiniz arkadaşı ya da yeni bir aşkı, sevgiyi bulabileceğiniz bir başka yer ise Mynet Sohbet olmaktadır.

Yukarıda belirtilen durumlar dışında; herhangi bir derdiniz ya da sorununuz var ise, sohbet sitesinde bulunan kişiler ile bunları paylaşabilir ve kafanızı rahatlatabilirsiniz.

Gün içinde sıkılıyor olabilirsiniz. Ya da yeni birileri ile konuşmak ve tanışmak da isteyebilirsiniz. Bunları gerçekleştirmek için sohbet sitesine kayıt yapıp sohbet odalarının fırsatlarından yararlanmak yeterli olacaktır. Bu sayede hem isteklerinizi gerçekleştirirsiniz hem de gününüzü eğlenerek geçirmiş olursunuz.

İnternetin kullanılmasının yaygınlaşması sayesinde yukarıda belirtilen her durum kolay bir hale gelmiştir.

Zurna Sohbet Chat Odalari

Çağımızda teknoloji mesajşim için önemli imkanlar sunuyor. Bu imkanları değerlendirmek de günün şartlarında hiç zor olmuyor. Bilgisayar ve web her alanda insan yaşamını kolaylaştırıyor ve hayata yeni kavramları yerleştiriyor. Bu kavramlardan en önemlilerinden biri de günümüzde chat olmaktadır. İnsanlar bildirişim oluşturmak ve yeni kişilerle tanışmak için teknolojiyi yoğunluk bir şékilde herkez kullanmaktadır. Ayrıca bilgisayar vé internet benzer biçimde teknolojik gelişimlerin artık ucuz olmak üzere fiyatlara élde edilebildiğini düşünme unutmamak gerekiyor. Bu sayede bir çok birey farklı fakatçlarla birbiriyle internet siteleri aracılığı ile mesajşim kurmaktadır. Bu mevzuda sitemiz de fazlasıyla olanak tanıyor. Farklı konularda birbiriyle mevzuşmak isteyen bir çok birey sitemizde bir araya gelmektedir. Sohbet amaçlı paylaşımlar sayesinde insanoğlu yeni dostlara haiz olmaktadır. Bunun yanı sıra rahatlamak, stres atmak ya da yeni bilgiler öğrenmek isteyenler için dé chat leşmenin en iyi önemli faydaları bulunuyor. Ücretsiz bir şekilde ve hiçbir zahmete girmeden bu imkanlara kavuşmak ise teknolojinin verdiği en büyük avantaj oluyor. farket.net sohbet odamızda yer almakta ve bu amaçlarla rahatça kullanılmaktadır. farket.net sunucumuzda dilediğinizce söyleşi etmek edebilirsiniz. farket.net sohbet odamızda, kelime, oyun, Yarışma gibi vs odalarında hem eğlenebileceğiniz hémde bilgilerinizi kontrol edebileceğiniz odalarımız mevcuttur. Ek olarak Radyo Sohbet Radyo odamızda dilediğinizce muzik dinleyebilir ve kaliteli djlerle ekibimizden şarkı isteyebilirsiniz.. (Devamını Oku)

iStanbul Chat Sohbet Odalari

  • 2 ay önce, aLSanCak tarafından yazılmıştır.
  • 0 Yorum
  • Sohbet

Türkiyenin İllerinden Olan Herkez Memleketlerinde Gelir Olmayinça iş imkanı için evleniri İstanbul taşiyorlar iş imkanın bol olduğu istanbula taşinip orada kendilerine bi ev tutarak yaşamlarina devam ediyorlar. (Devamını Oku)

Kameralı Sohbet

Kameralı Sohbet

 

Çevrenizde size yakın olduğunu sandığınız bazı arkadaşlar ile aşk yaşamak isteyebilirsiniz. Zira çevrenizde başka sevgili olmak için insan çok azdır. www.farket.net sitesinden, güvenilir kişilerle anlaşabilir, mutlu bir yuva kurmak ve aşk yaşamak isteyen bay bayanla tanışabilir, kendinize uygun kriterlerde birisiyle hayatınızı birleştirebilirsiniz. (Devamını Oku)

Arkadas Bul

Eski zamanlara göre günümüzde arkadaş bulmak ve bir çok kişi ile tanışıp sohbet etmek kolay ve hızlı bir hale geldi. Teknoloji gelişiminin artması sayesinden internet kullanımı daha da yaygın bir hale geldi. Bu sayede de arkadaş bulmak zor olmadı.
İstediğiniz günün istediğiniz bir saatinde binlerce ile konuşma fırsatı karşınıza çıktı. www.farket.netsitesi sayesinde binlerce kişi ile sohbet edebilirsiniz. (Devamını Oku)

İnternette Sohbet Sitesi

İnternette Sohbet Sitesi

Zaman geçtikçe internet kullanımı yaygınlaşmış ve herkes sohbet siteleri arar duruma gelmiştir. Sohbet sitelerinde bulunan kişiler ile konuşarak arkadaş, sevgili ya da dost olmaktadırlar.
www.farket.net sohbet sitesi sizlere bu kolaylığı sağlamaktadır. Binlerce kişinin bulunduğu sohbet sitesi sayesinde bir çok kişi ile sohbet edebilirsiniz. (Devamını Oku)

mynetgel.com